Gerçekliğin aynası - The Truman Show

05 Nisan, 2021

The Truman Show
The Truman Show
Bugün yıllarca dilden düşmeyen The Truman Show yorumuyla konuk oldum evlerinize. Yapım çekildiği günden bugüne birçok ödül almış. Pek tabii bunda Jim Carrey’nin rolü tartışılmayacak derecede önemli bir faktör. Öte yandan film, daha doğmadan bir şirket tarafından evlat edinilen, doğduğu andan itibaren hayatı büyük bir sette tüm dünyaya sergilenen Truman isimli karakterimizin mağaranın dışındakileri nasıl fark ettiğini anlatıyor. Bir nevi varoluşçuluk felsefesinin derinine iniyoruz. Truman var olduğu gerçekliği sorgularken biz de iç dünyamızda sonu olmayan bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gerçeklik bana kalırsa ikiye ayrılıyor. Biri kendi iç dünyamızda yarattığımız kendi gerçekliğimiz; diğeri ise toplum tarafından oluşturulan ve postmodernist olan bizlerle pek uyuşmayan gerçeklikler. Truman’ın sahip olduğu gerçeklik kendi gerçekliği mi yoksa toplumun gerçekliği mi? Toplumun gerçekliği. Toplum tarafından belirlenen sınırlar, yasaklar ve hayatlar. Bu noktada görüyoruz ki aslında yaşadığımız hayatların Truman’ınkinden pek bir farkı yok. Her şey belirli bir döngü içerisinde. Kendimizi tekrarlıyoruz çünkü korkuyoruz. Değişimin, farklılıkların beraberinde getireceği belirsizlikten korkuyoruz. Bu aslında ana rahminden gelen bir korku. Ana rahminde kendimizi güvende hissederiz. Orası bizim için yeterlidir. Fakat değişim ve gelişim zorunludur. Bundan dolayı doğarız. Çünkü gelişim bir ihtiyaçtır. Gelişmeyen, değişmeyen, korkan insanlar düşerler. Bir bebek nasıl ana karnından düşüyorsa, biz insanlar da eğer değişimi kabul etmezsek bu dünyadan düşeriz. Düşmek ve düşünmek sayın okur. Bu dünyada olup biten her şey düşmek ve düşünmekle ilgili.

The Truman Show
The Truman Show
Truman Show aslında ütopik bir dünya. Onu izleyen bizlerin hayalini kurduğu(!) bir ütopya. “Burada korkabileceğin hiçbir şey yok.” Truman’ın dünyası böyle bir dünya. Korkuların olmadığı bir dünya. Burada diyalektikten bahsetmek istiyorum çünkü korku yoksa heyecan da yoktur. Korku yoksa doğum yoktur. Korku yoksa değişim yoktur. Korku aslında bizi biz yapacak olanlara duyduğumuz meraktan başka bir şey değildir. Bundan dolayı mağaramızı terk ederken korkarız. Bizi dışarıda neyin beklediğini merak ederiz. Bilmemektir korkmak. Bilmediğimiz şeyler bizde hem merak hem de korku uyandırır. Buradan da anlayabiliriz ki merak ve korku birbirlerine pek de yabancı terimler değiller.

Sınırların ötesi, hayal kurmak için kurduğumuz hayallerin gerçekleşmek için bizi beklediği yerdir. Truman’ın sınırının dışında ise kocaman bir boşluk vardı. Dipsiz bir karanlık. Buradan anlıyoruz ki aslında hepimizi mutlu edecek olan ütopyalar benliğimizi elimizden almaktan hiçbir şey yapmamıştır. Bizi hayal bile kuramayan salaklara dönüştürmüştür. Ütopyalar da distopya olmaktan öteye gidememiştir.

Var olmak nedir, diye soracak olsam hiçbirimiz aynı cevabı veremeyiz. İşte bu var olmaktır. Truman, sahnedeki tek gerçeklik olarak çıkarken karşımıza, aklıma Truman’ın sahip olduğu gerçeklikle ne kadar oynandığı geliyor ve bu gerçekliğin büyüsü de yok oluyor. Baktığımızda Truman’ın var olmak adına giriştiği hiçbir hareket yönetmen tarafından onaylanmıyor. Her zaman nereden geldiği bilinmeyen bir engel Truman’ın var oluş sancıları çekmesini engelliyor. Ama bu tırtılın kelebeğe dönüşmesi için ona yardım eden adamın hikayesinden öteye gidemiyor. Tırtıl, kendi doğal deviniminin dışında kontrol ediliyor ve ölüyor. Burada aklıma birey geliyor. Birey doğduğu andan itibaren içsel bir sancı içerisinde kıvranır durur. Bu onun hiç bitmeyen doğumudur. O doğum hiç bitmez çünkü engeller vardır. Hepimizin hayatında nerden geldiğini bilmediğimiz ve “kader” olarak nitelendirildiğimiz engeller mevcuttur. Bu engeller bazen yönetimden gelir bazen halktan. Bazense engel biz oluruz. Mutlak olan şey ise kendi benliğimize doğru yaptığımız yolculukta her zaman birtakım engeller olacağıdır. Çünkü biz o engellerle verdiğimiz savaşlardan ibaretiz.

Yazımı bitirmeden filmden beş yıl sonra ortaya çıkan Truman sendromu isimli hastalığa değinmek istiyorum. Bu hastalıkta insanlar, her şeyin merkezinde kendilerinin olduğunu düşünüyor, izlendiğini hissediyor. Bu durum, bana kalırsa bizler için bir hastalıktan fazlasını ifade etmelidir. Çünkü hepimiz izleniyoruz. Bu bazen sosyal medyalar aracılığı ile oluyor bazen kameralarla ya da bilmediğimiz birçok yöntemle. Sanki hepimiz birer kuklayız ve birtakım eller bizi yönlendiriyor. Hiç almayacağımız kararları almamızın gerekeceği koşullar sunuluyor önümüze ve yaşadığımız hayatlar hiçbir zaman tamamıyla bizim olmuyor. Özgür olabildiğimiz tek yer ise kafamızın içindeki uçsuz bucaksız hayal dünyamız oluyor. Çözüm ise bir ihtimal sınır olarak adlandırdığımız tabularımızı yıkmaktan geçiyor. Korkarak ama korkunun bir doğumun habercisi olduğunu bilerek.

Filmde, varoluşçuluk felsefesiyle Platon’un Mağara Alegorisinin muhteşem senkronizasyonuna şahit oluyoruz. Film, hepimiz kendi hayatlarımızın Trumanlarıyken, bir ümit belki gerçekliğin sahteliğini görebilme gibi bir şansı elde ederiz düşüncesiyle yaratılmış bir sinematografi eseridir ya da sadece bir aynadan ibarettir. Gerçekliği görebildiğimiz günlere adıyorum bu yazıyı.

Film hakkında düşündüklerimi elimden geldiğince yazıya dökmeye çalıştım. Filmin derinliğinden ve benim amatörlüğümden olsa gerek fazla karmaşık bir yazı oldu. Fakat siz okuyucuların beni anlayabileceğini umut ederek yazımı sonlandırıyorum. Kendinize iyi bakın ve iyi gülmeler.

"Dünyanın gerçekliğini, bize sunulan haliyle kabul ederiz."

Herkese merhaba. Ben vincentworld isimli blog sayfasının yazarı Cansu Gündüz. Uzun zamandır yazı yazıyorum fakat blog açma girişimi benim için taze bir deneyim. Çıktığım bu yolculukta ailemin bir parçası olmak isteyen herkesi bekliyorum. Sitemin linki aşağıda url adresi olarak mevcut.

https://juliennederaisin.blogspot.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Yorum yaparken:
1. İçerik konusuyla alakalı olmasına özen gösterin.
2. Yazım ve dil bilgisi kurallarına uymayı ihmal etmeyin.
3. Konu ile ilgili olmayan sorularınız için ise Blogger Yardım veya İletişim sayfalarını kullanın.

Copyright © 2016 - 2021 Blog Tecrübem. All rights reserved. Powered by Blogger.
Sitede yer alan tüm içerikler Blog Tecrübem'e aittir. Kullanım Koşulları çerçevesinde alıntı yapılabilir.